kısa olsun bizim olsun
Gökhan Özgün Taraf’ı da bıraktıberi köşe yazarlarına isteksizdim. Neyseki Hasan Bülent Kahraman, Baskın Oran, Oral Çalışlar, Nuray Mert hala köşelerine devam ediyorlardı. Bir de Akif Beki varki son aylarda favorim; başbakanın eski basın danışmanı olduğundan bir kısımca “mimli” tabii ama kimin umrunda? Radikal’in Taraf’a kaptırdığı dalgadan sonra yeni kan arayışının bana göre doğru kararı. Yazılarındaki sarkastik vurguya bayılıyorum. Kozmofol’a da linkledim. Bugünkü yazısı, geçenlerde tüylerim ürpererek birkaç yayın kanalında rastladığım “sonsuz yaşam” haberiyle ilgili duygularıma tercüman olmuş.
ruhani makineleri nasıl bilirsiniz?
Köşe yazarları demişken de geçenlerde Bekir Coşkun’un başka bir gazeteye -habertürktü galiba- geçtiğini gördüm. O günden beri arada Hürriyet alıyorum. Bilmem anlatabildim mi?
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
bağımlıyım; erkeklere ve RSS’e
facebook’a bağımlı olursun, internete, uyuşturucuya, ilaca, alkole, sekse, hıza da bağımlı olabilirsin. bir alırsın iki alırsın sonra hep istersin. hepimiz bağımlılıklar, ihtiyaçlar üzerine kuruyoruz ilişkilerimizi de bunun içinde bir RSS reader’ın olmasını anlamam.
Ben bir google reader bağımlısıyım. onu mailimden önce açıyor, gün boyunca parça parça okuyorum. sevdiklerimi sona saklıyor, onlar için rahat zamanlar ayırıyorum. hergun gelen yaklasık 300 posta göz gezdiriyorum. benim için post avı gibi birşeye de dönüşmedi değil. okumayı bitiremediğim postları 100′ün altına indirirsem rahatlıyorum. işim sebebiyle zaten takip etmek zorunda olduğum şeyler var içinde bu yüzden ağırlıkla mimarlık, geri kalan kısımlarında geyik, eğlence, fotoğraf, kadın blogları filan var. n’apıcağımı bilemiyorum. hiç anlamasam da modaya sarmak üzereyim şimdi de.
yalnızlık başıma mı vurdu, şafağa daha çok var.
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
iflah olmaz saçlarım
oldum olası kıvırcık saçlarımla hiç barışamadım. geceleri “allahım sabah uyandığımda saçlarım dümdüz olsa” dualarımla, 13 yaşımdan beri boyamalarla, haftada 2 kere çektirilen fönlerle, permanın tersi olan aksiyon “defrize”lerle, sıkı sıkı toplamalar, örmeler, topuzlarla, w’si yüksek kurutma makineleriyle dahi yapısını bozamadığım saçlarım bana tepkisini aşırı dökülerek gösteriyor artık. buna biri dursun.
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
51 kere
tartıda 51′i en son lisede görmüş olmalıyım. güler misin ağlar mısın?
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
telefonu örneğin 05323333333 numaralı birinin,
telefonu 05323333334 olan vatandaşa mesaj atıp “n’aber üst komşuuuuğ?” diyebilmesini komik buluyorum.
kaynak enola is gay
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
kısa
last fm radyosu paralı olduberi müzik dosyasını kapadım.
fizy’i çok seviyorum ama tutkuyla değil.
trt3′ü çokça dinlemeye başladım son haftalarda. benim için haftasonları kahvaltı ve gazete keyfinde babamın kanalı olmaktan öteye gideceğini sanmazdım.
Stanley Clarke, Marcus Miller ve Victor Wooten konserine çok gitmek istediğim için sevgilim doğumgünü hediyesi olarak bilet almıştı. konserden 3 saat önceki kavgamız üzerine sinirlenip biletleri iş arkadaşına verdi. o konsere gidemedik. bu yaz başka konsere de gitmedim. leonard cohen için arkadaşlarım bana doğumgünü hediyesi vaadinde bulundular, sonra o da olmadı. efes pilsen’e gittim, bir et pazarından farksızdı.
yaz bitti, ben yine istediklerimi yapamadım. neyseki güzel bronzlaştım.
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
yemekteyiz
annem ve kardeşim 1 haftadır tatilde. onlar gittiberi evin kızı olmaktan kadını olmaya ilk defa bu kadar hevesli geçtim. sebepse buzluktaki büyük paket karidesti. onu çok seviyorum. karides olduğu için yemek yapmak istiyor, yemek yaptığım için bulaşığı üstleniyor, sevgilim de olmadığı için evde daha fazla zaman geçiriyorum. çamaşır ve ütüyü saymadığımda kendimi tam donanımlı bir ev kadını gibi hissedebiliyorum. her akşam onu evde karşıladığım için babam çok memnun, öyleki akşam yatarken bana iyi geceler diyor, sabah bana çay demliyor. tam anlamıyla bir flört sürecindeyiz; siyaset ve kentsel dönüşüm konuşabiliyoruz, kavga etmeden. böyle flörte can kurban.
Karides çıkartmalarımdan bahsetmek gerekirse.. ilk seferinde patlıcan, kırmızı biber ve karidesli bir kompozisyonla başladım. karidesin suyunu fazlaca verdiği ve patlıcanın sevdiğime yakışmadığı bu deneyimle sabitlendi. ikincisinde karidesli makarna yaptım, babam çok beğendi. bugün de buzluğu açınca ağzımı sulandıran kalamarı da portfoyüme ekleyerek. karidesli kalamarlı pilavı denedim. altını kapadım, şu anda dinleniyor umarım beni üzmez.
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
hangi taraftasın?
ofisin yakınlarında bel-tur’un işlettiği, hoş manzaralı bir kafe var. geçenlerde pınar ile orada öğle yemeğinde bulunduk. hesap öderken, malum önümüz ramazan, elimize imsakiye tutuşturdular. buraya kadar tamam. hatta buna pınar bile itiraz etmedi, kendisi laikçi laiktir (öperim yanaklarından).
masamın arkasındaki duvara arada birşeyler yapıştırırız; galerilerden gelen kartlar, beğendiğimiz posterler, elektirik kesintisinde üzerinde kelime oyunu oynadığımız kağıtlar vs. yanlarına imsakiyeyi de iliştiriverdim, neler olacağını merak ettim. takip eden günlerde imsakiye tabii ki gözlerden kaçmadı. kimsenin o imsakiyenin orda neden olduğunu anlamadığı gibi, üzerine nüansta şakaya benzeyen söz dizileri sarfetmekten geri kalmadı. benim kıta sahanlığıma girdiğinden en azından bir sahiplilik bağıntısı kurulabilindi kafalar.
bugün beraber çıktığımız öğle yemeği dönüşü bir kısım bakkala soda almaya girdi, o sırada (neden ama) aralarından biri “sen oruç mu tutuyorsun?” diye sordu, ve işte beklenen soruydu bu, zamanlamasıyla, coğrafi konumuyla filan taşlar yerli yerine oturmuştu. çünkü bakkalın sahipleri sakallıydı, en doğru tabiriyle dinci. tonuyla, bakışıyla, hafiften “magazin merakıyla” süslü bir kınamaydı bu sorudan çok. ardından üzerine espiriler filan geldi. zaten hallice sıkılmış ben bu kınamık soruya nasıl bir yanıt sunmuş olabilirim?
a- hayır yaa, ben onu dalgasına koydum (pis bir gülüş)
b- yok artık, benim nasıl oruç tuttuğumu düşünürsün (kırılmış)
c- evet, yoksa sen tutmuyor musun (ciddi)
d- bazen… hm birkaç gün, belki.. ben imsakiyeyi geyik olsun diye astım yaaa (hazırlıksız)
e- oruca inanmıyorum ama bir güç var (otomatik)
f- rejimdeyim (sarışın)
umarım biri bana oruç tutmadığım halde bu episoddan neden rahatsız olup ofise gider gitmez imsakiyeyi ordan çıkardığımı açıklayabilir. bu yaklaşımı iyi tanıyordum, ama ilk defa fiilen yanında değil karşısında kaldım. çok garip.
ilk defa değil ya neler diyorum?
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
sevgilimi özledim.
3 yılı aşkın beraberliğimizin yarım yılı ben yokken, 1 buçuk yılı da o yokken, fiziksel olarak ayrı ama hiç kopamadan geçti. hesaplamalarıma göre fiziki beraberliğimiz “üçün biri” kadar. şimdi yine ayrılık mevsimi.. bir yarım sene daha.
tüm bu olanlar başından beri mantık dışı; güzel olduğundan daha çok zor, ağır. iki insanın anlamsızlığını bile bile kopamaması “herşeye” rağmen. insan kendini zamandan daha güçlü sanıyor bazen.
biz hala öyle sanıyoruz..
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
2×2
2 paragrafta 2 maruzatım olacaktı.
İnsanların birbirlerini tanımasından rahatsız oluyorum. Bu yüzden rahat rahat dedikodu yapamıyorum, dedikodu yaparken yakalandığımda U dönüşümü hızlı yapamadığım için çuvallıyorum. Görmek istemediğim biri görmek istediğim birinin yanında olduğunda o ortamdan hemen uzaklaşmak zorunda kalıyorum, bunu kafama takıyorum. Güvenli sularda yüzmeli, kapalı kapılar ardında dedikodulamalı ve filtrelerimi temizlemeliyim.
Son dakika kararımla, karşılaşmak istemediğim, beni dolaylı dolaysız sebeplerle gerçekten üzmüş insanları zart zurt görebileceğim iletişim araçlarından sildim. Öyle ki gaza gelip herkesle ilişkimi gözden geçirip büyük bir temizlik yapmaya karar verdim. Enerjimden enerji alan, ardında negatif bir tortu bırakan insanlarla görüşmemeliyim. Hallice meylettiğim mutsuzluğa yol açmanın alemi yok.
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
yanlış
çok dayanıksızım. başıma ne zaman zor bir durum gelse, ne zaman ne yapacağımı bilemesem, kendimi savunamasam, konuşamasam ağlıyorum. şu an yine anıra anıra ağlamak isterken birşey oldu. içim bir garip şimdi.
harddiskim bozuldu. tüm geçmişim, işlerim, ödevlerim, yazılarım seyahatlerim vs.. nin içinde olduğu hafızam kayboldu. kurtarılması için 1200 dolar gerekiyor. onunla bile kurtarılıp kurtarılmayağı kesin değil. hayatın sonu gelmiş gibi hissediyorum yine, kısmen mutlu kısmen endişeli “ya sonu değilse” diyor endişeli tarafı.
mailleri karıştırmaya giriştim. ne var ne çok.. neler webde kurtarılabilir diye..
eski maillere bakmasa insan. şu kısacık 5 yılda bile hatırlamak istemediğin ne çok şey var. ondan önceki 5 yıl da parlak değil, ondan önceki 5 yıl belki daha devede pire dertler… ama ben bu virütik anılarla ne yapacağım? yine içim bir garip oldu. beni yoran tüm olaylarda bir gezinti yaptım. heyecanlandıran ama yaramı kapatmayan olaylar, kopamadığım insanlar, unutamadığım kareler, dönüm noktaları.. ne güzel ne dramatik yaşıyorum.
neyseki şu birkaç gündür phlipp starck’ın ayşe arman röportajındaki “dünyaya mutlu olmaya değil çalışmaya geldik” cümlesiyle avunuyorum. kronik mutsuzluğumla barışmamın kendimle barışmamın ilk adımı olduğunu bundan kısa bri süre önce fark etmiştim. tamam mutsuz bir çocukluk geçirdim, eften püften. çalışmak zorunda değidim, kimse beni zorla dilendirmedi, sağlıksız değildim… “bu hayatta daha neler var” dedirtecek bir çok gereksiz sorunla dolu çöplüğüm. ama işte… herkes bedenine göre giyinir.
garipsediğim şey bu kadar zaman sonra bile beni alıp başka bir moda sokabilmesi. aglamak üzereyken birden kendime gelebilmem, o günlerin tadını yine midemde ve zihnimde hissedebilmem. acısını kalbimde hissedebilmem filan çok garip. hayatım boyunca zor her olaydan bu kadar zor çıkacaksam ve izleri bu kadar derin olacaksa ben nasıl yeninin peşinden koşabileceğim, mutlu olmasam bile başarılı olabileceğim. sıyrılmadığım sürece bu ayakbağlarından ama nasıl
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
hata ediyorsun rafealla
Ayrıştırılmamış bir çöplüğe döndüğünden üstüme üstüme gelen, nasılsa bitiremeyeceğim hissinden en sevdiğim postları bile okumayarak artık miladını dolduragelmis bir google reader’ım vardı. Az önce temizledim, şimdi büyük bir rahatlama hakim Palmiye ap. 11 no’ya.
Özellikle kitaplarla kendini ele veren açgözlülüğüm (onlarcasını almak ve onların kapağını bile açmadan yine almak, yine de almak) webde de peşimi bırakmıyor. Reader’ımı da her “gördüğümü alarak” her aldığımı giymediğim bir gardroba dönüştürdüm. Kütüphanem ise gardrobumun karşısında, küçücük odada aralarında bir diyalog kurarak (biçimsel olmasa da niceliksel) özerkliklerini ilan ettiler. Kıyafetlerle değil ama kitaplarla ilgili en kötüsü, gün gelip kapaklarını açacağıma inanarak onları orada biblo gibi biriktirmekten zevk almamak, utanç duymak. Çünkü bunu her hatırladığımda iyi paketlenmiş, içi boş bir kutu tadı veriyorum kendime. Harekete geçip arzuladığım birinin kapağını açmaktansa bir sigara yakıp “neden”lerini aramaya koyuluyorum. Ve bu noktada devreye monologlarım girer, en kısası 45 dk. Kıyafetleri bekletmekte sorun yok, vintage 5 yıl sonra bitse 25 yıla yine gelir. Ben burada olacağım.
Odam bir sebepten üstüme geldiğimden son aylarda, evde akışkan takılıyorum. Kitap kokusunun olmadığı tv baskın salon, yemek baskın mutfak, ergenlik baskın kardes odası gibi ortoganal evimizin vazgeçilmez bileşenleri bana psikolojik baskı yapmıyor. İşte bu yüzden saatlerimi rahatlıkla hiç uğruna internette harcayabiliyorum. Ver elini asla okumayıp fotoğraflarına baktığım siteler, projeler, binalar: ver elini facebook vs.
Konudan sapmadan, pazartesi rejimleri gibi.. bugün, readerımı temizlediğim günü bir başlangıç olarak görmekten alıkoymayacağım kendimi. Bu hayalini en sevdiğim başlamalar hep bir değişim umudu vaadediyor ya.. işte ondan vazgeçemiyorum. Hayaller hep, kendimi yiyip bitiriyorum.
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
karma
Bazen, cogunlukla aciz kaliyorum karsimdakimin savlari uzerine. Kendini iyi savunamamanin etkisi baskin elbette bu yazik durumda. Ama beni en cok geri iten savlarin ego dolu, tamamen bir soz savasinin silahi olarak onume sunulmasi. Hani “ne desem bos” dedirten durumlar vardir.. Iste o onlarda kilitleniyorum. Ne agzimdan iki soz cikabiliyor, ne sessizlikten haksiz duruma dustugum durumlari tersine dondurebiliyorum. Ardinda kendini begenemez zamanlar kaliyor yine, cok da kolay gitmiyor.
Filed under: Uncategorized | Leave a Comment
Ara
-
Blogroll

